Güzel bir yaz sabahı, Ayı ile Kurt ormanda geziniyorlardı. Ayı tatlı bir kuş sesi duydu ve Kurt'a dedi ki:
— Kurt kardeş, bu tatlı tatlı öten kuşun adı nedir? Kurt bilgisiz ve aptalın tekiydi. Kelimeleri hep biribirleri ile
karıştırıyordu. Ayı'ya şöyle cevap verdi:
— Sorduğun kuş, Kuşlar Kralıdır. Önünde saygı ile eğilmeliyiz.
Ayının sorduğu kuş gerçekte, küçük ama tatlı bir Çalıkuşu idi. Söyledik
ya, bizim Kurt aptalın tekiydi. Ona göre, kral ile çalıkuşu arasında
fark yoktu.
— Mademki öyle, dedi Ayı, onun sarayını görmeyi çok isterdim. Bak sarayı
da işte şurada dalda. Ayı böyle söyledi ve kuşun yuvasına şöyle bir göz
attı. Yuvada yumurtadan yeni çıkmış beş minik yavru gagalarını açmış
cıvıldaşıyordu.
— Ne acıklı saray! Ne de çirkin yavrular! Kurt, zavallı dostum, sen
aklını kaçırdın galiba! Gördüğün bu yuva kuşlar kralının değil, zavallı
Çalıkuşunun yuvası. Bu yuvayı, yavruları ile birlikte bir tekmede yere
indirirdim. Ama doğrusu, yavrular o kadar çirkin şeyler ki değmez,
gidelim.
Ayının bu sözlerini işiten çalıkuşunun yavruları öfkelerinden kıpkırmızı
kızardılar. Etraflarında bulunanlara öfkelerini belirtmek için,
başlarını sağa sola çevirip durdular. O kadar gürültü patırtı yaptılar
ki, çok yakında bulunan anne ve babalan bunu duyunca yuvaya döndü.
Yavrularının acıktığını sanıp, onlara yeşil ve yağlı bir tırtıl
uzattılar. Yavruların hepsi birden: "Biz yiyecek şey istemiyoruz. Öcümüz
alınıncaya kadar da ağzımıza bir lokma koymayız. Ayı bize hakaret etti.
Cezasını çekmeli. Ya da gelip yuvamızın önünde bizden özür
dilesin."dediler.
Çalıkuşu gururlu ve hakarete karşı da o derece duyarlı idi. Yavrularını
yatıştırdı, ve onlara: "Sakin olun, yavrularım, bu işi düzelteceğim."
dedi. Sonra uçup gitti. Ayının ininin üstüne vardı. Kanatlarını çırptı.
Koca oğlanın dikkatini çekmek için öttü ve ona dedi ki:
— Yavrularıma neden hakaret ettin? Bunun hesabını vereceksin. Biraz
sonra dostlarım yardımıma gelecek. Sen de kendi dostlarını çağır ve
savaşa hazır ol.
Böylece savaş ilan edilmişti. Ayı gidip Kurt'a vardı. Ormanın ve ovanın
bütün dört ayaklı hayvanlarına tehlikeyi haber vermesini söyledi. Kurt
gitti geyiğe, karacaya, tilkiye, sansara, gelinciğe, öküze, ineğe ve
diğerlerine haber verdi. Hepsinden daha iyi koşan tavşan haberleşme
işini üstüne aldı.
Diğer taraftan, Çalıkuşu da bütün kanatlı hayvanları çağırdı. İrili
ufaklı bütün kuşları çağırdıktan başka, bal arılarını, sivrisinekleri ye
eşek arılarını da çağırdı. Çahkuşuna saygı duyuyorlardı. Üstelik, dört
ayaklı hayvanlarla aralarında eskiden beri bir savaş vardı. Bunun için
hepsi gelip savaşa katıldı.
Savaşa başlarken Çalıkuşu, başkomutanlarının kim olacağını öğrenmek
amacı ile, birkaç kızböceğini düşman kampına gönderdi. Bu böcekler,
yakalanmıyacak kadar yüksekten, her çeyi görecek ve işitecek kadar da
alçaktan uçup düşman üzerine gittiler.
Dört ayaklı hayvanlar ordusu büyük bir gürültü ile ilerledi.
Yürüyüşlerinden sanki yer gök inliyordu. Bir noktaya gelip durdular. Ayı
da aralarında idi. Onun yanında, bütün dostları yarım çember halinde
sıralandılar.
Boynuzlu hayvanlar, pençeli hayvanlar, hepsi silahları hazır bekleşiyordu.
Ayı dostlarına korkusuzca savaşmaları için cesaret verici bir konuşma yaptı. Sonra tilkiye dönerek:
— Sevgili Tilki, cesaret ve kurnazlıkta eşsiz dostum benim. Herkes sana güveniyor. Ordumuzun başına geç ve onu zafere ulaştır.
— Pekala, dedi, Tilki. Bir hücum planı hazırlıyacağım ve ilk önce gidip
düşmanın niyetini öğreneceğim. Bulunduğunuz yerde bir süre bekleyin.
Hareket zamanı gelince, planı size bildireceğim. Aramızda anlaşmak için
sessiz bir işaret bulalım. Ama düşman bunu hiç bilmesin. Bir teklifi
olan var mı?
İşaret konusunda kimse bir teklif getirmeyince Tilki:
— Benim uzun ve gür kuyruğuma bakın. Kızıl olduğu için iyi görülür.
Kuyruğumu bir mum gibi havaya diktiğim zaman, bilin ki durum iyiye
gidiyor. Birden ona kadar sayacağım. On dediğim zaman, hep birlikte
düşmana saldıracak ve onu darma duman edeceksiniz. Şayet kuyruğumu yere
sarkıtırsam, herkes başının çaresine baksın, kaçabildiği kadar kaçsın.
Çünkü bu işaret, hepimiz tehlikedeyiz demektir.
Kızböcekleri bu sözleri işittiler ve yapraktan yaprağa konarak gelip
bütün duyduklarını bir bir Çahkuşuna anlattılar. O zaman Çalıkuşu: "Bu
bizim için mükemmel bir bilgi" dedi ve ordusuna dönerek:
— Savaş alanında bulunan dostlarım ve siz bal arıları, eşek arıları,
sivrisinekler, İğnelerinizi ve dişlerinizi iyi hazırlayın, bileyin.
Sonra gidip düşmanın akıl hocası olan Tilki'nin yakınında, çiçekler ve
otlar içine saklanın. İşaret vermek için kuyruğunu kaldırınca, ansızın
saldırıp kuyruğunun altına yerleşin. Onun en nazik yeri kuyruğunun
altıdır. İğnelerinizi ta kanı çıkıncaya kadar batırın. Görevinizi
yaptıktan sonra, nöbeti öteki kuvvetlerimize bırakın.
O anda, ormanda sanki bir ölü sessizliği vardı. Ağaçlardaki bütün kuşlar
büyük bir sessizlik içinde, ağaçsız alanda dikkatli ilerleyen tilkiyi
gözleri ile takip ediyorlardı. Tilkinin elli adım kadar gerisinde,
ordusu işaretini bekliyordu.
Tilki bu anın uygun olduğunu düşünerek, kuyruğunu kaldırır kaldırmaz,
bir küme sivrisinek kuyruğunun altına yapıştı ve acı acı sokmaya
başladılar. Tilki acıdan titredi. Ama yine de dişlerini sıkarak
kuyruğunu havada tuttu.
Bir küme bal arısı, sivrisineklerin yerine nöbete girdiler. Onların
iğneleri tilkinin canını iyice yaktı. "Ay! Ayr diye inledi" '"tilki.
Korkunç bir acı çekiyordu. Kuyruğunu bir süre yere sarkıttı, sonra
tekrar kaldırdı. Ormandaki hayvanların koşuşmaları toprağı tir tir
titretiyordu. İyice yaklaşmışlardı. O zaman, korkunç eşekarılan
saldırdılar; kuvvetli ve sağlam iğneleri ile Tilkinin öyle canını
yaktılar ki, sonunda hayvan kuyruğunu yere sarkıtıp inleyerek kaçtı,
canını zor kurtardı.
Bunu gören dört ayaklı hayvan ordusu bozguna uğrayıp geri döndü. Büyük
bir karışıklık içinde kaçarlarken biribirlerini ezdiler. Kuşlar
kanatlarını çırparak, gagaları ve pençeleri ile düşmana saldırdılar. Ne
savaş oldu, dostlarım ne savaş! Görmeliydiniz! Çalıkuşunun ve ordusunun
zaferini alkışlanmalıydınız!
Bütün çevre ülkelerde hala bu savaştan söz edilir. Sonunda herkes
sevindi. Ama yavru çalıkuşlan sevinmediler. Babalarına şöyle dediler:
— Ayı gelip yuvamızın önünde bizden özür dilemedikçe ağzımıza bir lokma
koymayız. Daha sözlerini yeni bitirmişlerdi ki, Ayının utana utana
kanlar içinde, kuşlar arasında geldiğini gördüler.
Ayı büyük bir şaşkınlıkla içinde, yavru çahkuşlarından af diledi. O
zaman bütün yavrular sevindiler. Yediler, içtiler ve tatlı tatlı
cıvıldaşıp öteki kuşlarla birlikte sabaha dek eğlendiler.
(Grimm'den)
YAZAR
YORUMLAR